AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lefe

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dominique Lûthien
Slytherin IV. Sınıf
Slytherin IV. Sınıf
avatar

Kayıt tarihi : 19/08/10
Mesaj Sayısı : 346
Mücadele Tarafı : W.T.C.
RP Sevgilisi : Peace.

MesajKonu: Lefe   C.tesi 23 Ekim 2010, 14:03

Seçmen Şapka Formu;
Oyuncunun Adı: **
Oyuncunun RP Deneyimi: **
İstenilen Sınıf: VII. Sınıf
Karakterin Tam Adı ve Soyadı: Prunellie Lefepre
Karakteristik Özellikleri: Yaşama hiç bir şekilde inancı olmayan, çıkarları uğruna tüm büyücü dünyasını satabilecek kadar gözü kara ve nefretle dolu, sahtekar, kumarı çok seven, elinden sigarası düşmeyen, kavgacı bir şizofren.
Sevdikleri: Sigara, alkol, sex ve şeytan.
Sevmedikleri: Zeki ve dürüst olduğunu idea eden kişiler.
Örnek Rol Oyunu;



Bağışlamak kanlı lekesidir gönlümün ve fermanım yakındır sona. Dehlizlerin kıvrak sükûneti parçalanırken gözlerin de düşüncelerle, yanında ki kuzeni ile annesinin dersliğine doğru ilerliyordu. Sessizdi hiç olmadığı kadar ve bekleyişteydi hiç gözükülmediği kadar... Koridorda ki her ayak sesi, her davranış, her kelime ve hareket toplam bir etika gibi genç kıza çarpıyor ama amaç belirtmeden buhar olup kaçıyordu. İlk seferin de başarısız olması, hep başarısız olacağı anlamına gelmezdi ama üzerine çevrilmiş tetikçi gözlere, sakin ve kindar ama bir o kadar da durulmuş gözükmek zorundaydı. Kaldı ki bunu çok iyi başarıyordu, dudaklarından geçen hafif tebessüm Tristan'nın yazısının burnunun ucunda belirmesiyle daha bir keyifli hâl almıştı. Demek ki veled-i zina hâlâ onu hafife alıyordu, sabuklayan zihnine iyi bir yem oluşturmak sadece Dominique'nin iğrenç aklının mahareti olacaktı artık. Ettiği küfürlerin birçoğunun yankısı nasır tutmuş ruhuna işlemiyordu bile, o kadar sert ve acımasızdı ki Tristan'nın kalbini avuçları için de rahatlıkla patlatabilir ve dünyaya fışkıran kanı haz ile yalayabilirdi. Gözlerini bürümüş olan kindarlık, aklının salim uzuvlarını o kara rengiyle ele geçiriyor ve kaplıyordu. Derin bir nefes aldı ve durdu, Tristan'nın baloda ki blöfünü görmüş ve ona az zaman da nasıl bir rest çekileceğini öğretmek için plânını yapmıştı.

İyiler, kendilerine verilen işi yapmaz da kötülüğün işine göz koyarsa, dolambaçlı ruhlar ile kaplı bedenler, isyankârlık ile oldukları yerden çığlık atarlar. Sarı saçların sarmaladığı Hırçın Tutku'nun beyninde ki serzenişini rahatlıkla duyuyordu ama cevap vermesi için eline alması gerektiği asasını bir türlü fırsat bulup saçlarından alamıyordu. Dersliğe gelirken saçları tenini bir anlığına rahatsız etmiş ve genç kızda asası ile saçlarını toplayıvermişti. Baştan sona yeşildi, göz alıcı kıvrımlarla dans eden eteği, üstün de ki sade bluzu, her şeyi, ojeleri bile yeşildi. Sırtında ki derin dekolteden gözüken işlemeli dövmeler ona, babaannesinin on ikinci yaş armağanıydı. Her motif iyilik ve adil duruluk için işlenmişti oysaki Dominique'in kan kırmızı dudakları gibi her şeyden şehvet ve kötülük akıyordu.
Vişneçürüğü dudakları sınıfın kapısında ki mühürleri gördüğün de okkalı bir küfür savurmuştu genç kız. Yeşil ve mavi... En sevdiği rengin parıltısı tutkusunu kabartıyordu ama asla bulamayacağı şeye olan bağlılığı, içine hançer gibi saplanıp, yolu değiştirmesine neden olacaktı. Aklında ki taze seçimi yapmadan olabildiğince tiz ve duyulur bir ses ile yanında ki Nadja'ya dönerek "Ne dersin halan benim bir kaltak olmam için daha ne kadar yol açabilir?" demiş ve eli büyük bir despotluk ile mavi mühre doğru ilerledi. Zaman aktığı yerde ilerlemeyi kesmişti, genç kız için tek bir seçim ve tek bir sonuç olacaktı o kapının ardın da ama ne seçerse seçsin seçiminin iyilik getirmeyeceğinden emindi. En sevdiği rengin cazibesine kapılmadan kendine duyduğu büyük güvenle mavi rengi tercih etmişti çünkü yeşil huzurdu, kaybettikleri ve mutluluklarıydı. Asla sevdikleriyle olamazdı hele Tristan’nın da o kapıdan girdiğini görünce daha büyük bir tutkuyla basmıştı parmağını çünkü üvey pislik yeterince canını sıkıyordu ve onu hafife alıyordu. Baloda onları tuzağa düşürdüğünü sanmıştı ama asıl tuzak nasıl olur bir iki gün sonra öğrenecekti ama bu günde az olmayan o beynine adrenalin göndermenin sakıncası olmazdı diye düşünüyordu Dominique.

Gözleri değişen mekânın bulanıklığı gibi parlak ve yakıcıydı. Gölü gördüğünde, Dominique’nin keyfi tavan yapmıştı, kızın mistik yüzüne yayılan rüya gibi bir gülümseme ve sinsice parlayan gözleri avına saldırmaya hazırlanan bir yırtıcı gibi göle atlayan zavallılarda geziyordu. Her engellin engellini kaldıran biri vardır ve annesi onun engellini kendi iradesi ile kaldırmıştı, şimdi başı dimdik yaptığı plânları uygulamanın fırsatını arıyordu. Eski büyüler entrikaların hüküm sürdüğü zehirli aklında çığlıklar atarak dolaşıyordu. Şimdi ve şimdiden sonra olacağı gibi… Bu zavallılara hatta kendi bölümünden olanlara bile acımayacak kadar keskindi nefreti ama ürkekliğinin açtığı boşluktan içeri dolan annesinin hissiyatı, onu bir şekilde zapt eğliyordu. Yine de budan da kurtulmanın yolunu bulmuştu, basiretsiz ve çürük bir cesaretin parıltısını bileklerinde taşıyan eziğe hissettiği nefret ile deliklerini dolduruyordu. Yaşamak başkalarına göre bir amaçken onun için sadece kazanılması gereken bir oyundu. Gölün çevresinde kimsenin göremeyeceği bir yere sinmiş ve bunları düşünüyordu. Az sonra herkesi bir şekilde öldürmeye deneyecekti ve bunun sonucunda ona da bir şey olabilirdi ve hayatında ki dört önemli kişiye, dört yazı bırakmak istiyordu. Kararını vermişti, biliyordu ölemezdi, ölmeyen soyun kanından geliyordu ama sonuçları kütüphane gibi olmayacaktı. Kanının bir damlasının bile dünya için bir değeri vardı, yapılan tütsülü büyüler. Büyüdükçe can acıtan ama yinede çığlık atmamak için dudaklarını kemirip kanattığın büyüler, korkmamayı öğrenmişti ama içinde ki zincirler parça parça onu bağlamıştı ölmeyen şeytana. Sudan çıkan sesleri duydukça yana eğdiği kafasıyla baktı suya atlayanlara, uyku… Bulmuştu onları suyun içine uyku ile mühürleyecekti ve denizlerin, göllerin ve suyun keskin kuralı işleyecekti. Ya ölecekler ya da birer deniz canlısı olacaklardı! Tristan için düşündüğü bu gerçek koyu yapışkan bir mutluluğun bedeninde dalgalanmasına neden olmuştu çünkü yaşarken her gün ölmek o çok sevdiği Olivia’sından ayrı kalmak ve kaldıkça kahrolmak… Bu aptal onunla uğraşmanın bedelini fena ödeyecekti ama aptal Ravenclaw’luyu da burada görünce az canı sıkılmıştı. Olivia bu kızın burada olması yine de plânlarını durdurmasına engel olamayacaktı ve saçlarını tutan asasına uzanarak ağaca yazılar yazmaya başladı.

Anne,
Ne kadar garip sana anne diyorum ama ruhumda hiç o kelimenin anlamının patlaması olmuyor. Yıllar önce oluyordu, gittiğinde ve döneceğine inanırken seni beklediğimde ya da babaannem bu karmaşık öğretileri benliğime kazırken yediğim ağır darbelerde. Geleceğini ve beni kurtaracağını düşünüyordum oysa sen geçmişini sünger gibi emip atmıştın değil mi? İnsan hangi koşullarda kendi evladını çapulculara tercih eder! Neyse sana dert yakınacak değilim ya da derdimi anlamanı beklemiyordum zaten anlasaydın seninle büyüyen ben olurdum, onlar değil. Diyeceksin ki neden bu kadar onlara taktın çünkü benden aldıklarını ödeme vakti. İlk çabamda başarısız oldum ama bu demek değil ki vazgeçeceğim ve bekleyeceğim. Ah, daha fazla daha fazla nefretim arttı. Tanrım o kadar midemi bulandırıyorlar ki bu kadar aptal olmak için yaratılmış veletlere sen nasıl olurdu bakabilirsin. Efsaneleri ile büyüdüğüm, büyücü dünyasının korkarak diz çöktüğü Galadriel Lûthien bu mu? İçinde pisliklere karşı şefkat besleyen ama kendi öz kızını yıllar sonra yanına alan kadın mı?! Yüce başlı Tanrıçalar aşkına! Sitemlerim o kadar fazla ve çok ki eğer eğer başarırsam bu işi, bir daha karşı karşıya geleceğimizi sanmıyorum. Her şeyi yazmak ve dilimden sana savurmak içimdekileri akıtmak istiyordum ama ama becerebileceğim kadar az yazmalıyım zaten zamanımda kısa. Birazdan sevgili üveycikleri öyle bir hale getireceğim ki aklın hayalin almayacak o yüzden senin verdiğin görevi yerine getirmeyip, göle girmediğim için beni affet…


Son sözleri o kadar keskin bir alay yüklüydü ki dudaklarında ki manidar gülümseme yeterince her şeyi açıklıyordu. Az sonra yeni bir hayat şekillenecekti ve bazı hayatlar sonsuza dek gözlerini yumacaktı. Bu sefer tekti bu sefer tek başınaydı her zaman olduğu gibi… Tek.
Ağacın üstüne sadece annesinin görebileceği küçük bir perde indirmiş ve beklemeye başlamıştı. İlerde Nadja'yı gördüğünde bu işin giderek zorlaşacağına karar verdi çünkü kuzenini çok seviyordu. Lanet olsun!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
avatar

Kayıt tarihi : 22/06/10
Mesaj Sayısı : 123
Mücadele Tarafı : Hogwarts.

MesajKonu: Geri: Lefe   C.tesi 23 Ekim 2010, 14:37

VII. Sınıf, Slytherin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Lefe
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fiendfyre :: Karakter Yönetme Merkezi :: İlk Adım :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: